Maison Francaise Ekim'14

Maison Française: Ödüllere alışık bir mimarsıniz.İlk ödülünüzü ne zaman almıştınız?

Gökhan Avcıoğlu: Benim çocukluğum Mimar Sinan Üniversitesi ndeki sanat atölyelerinde geçti. Aslında bu işe sanatla başladım ve ilk ödülümü okul yıllarında ürettiğim bir sanat eseriyle aldım. Fakat resim ve heykeF de tek başına çalışmak zorundasın. Sanatla ilgilenirken benim içimden bir canavar çıktı Tek başına çalışan bu tip biraz sert bir tipti, eleştiri kabul etmiyordu, insanlarla iletişiminde sıkıntıları olan biriydi. Mimarinin malzemesi insan. Resmin malzemesi ise her zaman insan olmak durumunda değil Ben mimarinin en çok bu insan ilişkileri kısmını seviyorum. Mimarlıkta insandan bağımsız hiçbir şey yapamazsın. Bir de proje bittikten sonra başka bir iletişim şekline dönüşüyor bu. örneğin One Ortaköy projesi inşa edilirken gelen yorumlar, daha çok binanın genel formu ve cephe tasarımıyla ilgiliydi, şimdi içinde insanlar yaşamaya başladıktan sonra bu bambaşka bir şeye dönüştü. Binanın çatısının binada yaşayanlar ve onlann misafirleri için sosyal bir alana dönüştürülmüş olmasından kaynaklı pozitif dönüşler alıyoruz. Trump Cadde de böyle bir proje. İzzet Çapa ve Murat Özalp'in Plan B gerilla hareketinin bir uzantısı... Binanın bu bölümü işlevsiz olarak da kalabilirdi Sonuçta alışveriş merkezinin çatısı.


"Trump Towers çatısına yerleştirilen konteynırlar içinde hizmet veren yeme içme, giyim, hediyelik eşya markalarının yanı sıra nargileci, piercing'ci gibi beklenmedik dükkânlara da ev sahipliği yapan aykırı küçük bir dünya Trump Cadde. Ünlü mimar Gökhan Avcıoğlu'nun imzasını taşıyan mekân, önce German Iconic Awards'da Architecture-Retail kategorisinde ödül aldı, ardından Uluslararası Gayrimenkul Ödülleri'nde Leisure kategorisinin birincisi oldu."


Buradaki yapılar basit konteynırlar gibi gözükse de aslında altında çok karmaşık bir yapı var. Bütün tasarımci ve mimarlar konteynırı hazır bir malzeme olarak severler. Fakat Özünde nakliye amaçlı kullanılan bir malzeme olduğu için bunu kesip biçip yaşanabilir alanlar yaratmak çok da kolay değil. İçi seni dışı beni yakar. Tüm üniteler sonradan buraya eklenmiş yaşam alanları Yaz kış ısıtması-soğutması. havalandırması, elektriği, su tesisatı ve diğer teknik ihtiyaçları çalışmalı. Tüm teknik ihtiyaçlarin altyapının altındaki alışveriş merkeziyle uyum içinde olması gerekiyor. Bir şeyi sadece tasarlayan, sonra da o konuyu kapatan tipte bir mimar değilim. Işın her kısmım merak edip yatırımcıyla birlikte risk alıyorum
Trump Cadde den yem markalar çıkmasını hayal ettik ve iş bu yönde ilerliyor. Burada neler olduğunu her an takıp ediyorum. Yaz boyunca konserler oldu mesela. Bu tür etkinlikler anacak.


MF: Şu an hangi proje üzerinde çalışıyorsunuz?
G. Avcıoğlu: Topkapı da Büyükşehir Belediyesi için bir proje yapıyoruz. Büyük bir parkın içinde kapalı alanı 3000 kişi, açık alanların daha büyük kitleler için düzenleneceği yeni nesil, yeşille kaynaşmış bir performans merkezi bu 50 küsur dönümlük bir arazinin dalga dalga işlenmesi, doğanın formlarından esinlenip ondan yeni kütleler yaratma eylemi.

MF: Ne tür projeler tasarlarken kendinizi doğru ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz?
 G. Avcıoğlu: Kamusal alanları tasarlamayı çok seviyorum. Projelerde do özellikle lobiler, ortak kullanım alanlarım büyütmeye çalışıyorum. çünkü hayat oralarda geçiyor. Benim için bir geçiş koridoru sadece bir geçiş koridoru değil Evdeki koridor bile aslında herkesin birbirine çarptığı, beklenmedik şekilde iletişime geçtiği bir yer. Mesela Trump Caddedeki gibi iç sokakların eğlenceli olması hatta işin alamet-i farikasının bu olması üzerine çalışıyorum.


MF: Türkiye’de şehircilik ne yöne doğru ilerliyor?
G. Avcıoğlu: Otomobilin şehir kurgusuna çok zarar verdiğim düşünüyorum. Geçen yüzyıl bunun doruk noktasına çıktığı dönemdi Şimdi artık otomobılsiz ulaşımın mümkün olduğu şehirler yaratmak isteyeceğiz. Gezi Parki'ndaki taleplere bakinca da bunu gormek mumkun...
 
MF: Gezi sizi ne şekilde etkiledi?
G. Avcıoğlu: Beni hayatımda en çok mutlu eden direnişlerden bir tanesidir. Mimari bir direnişti Gezi. Kendi şehrine sahip çıkmazsan o şehir emanet bir şehirdir. Gezi den önce emanet, yasaklı bir şehirdi İstanbul. O günkü Başbakan, bugünün Cumhurbaşkanı yolsa yol. köprüyse köprü; çok basitçe her şeym en büyüğünü yapmak istiyor Gezi parkı sayesinde yeşil talebinin büyük, çok büyük veya küçük ölçekte artık belediyelerin günlük eylemlerine girdiğim görüyorum Bu da bem sevindiriyor Yanı Gezi Parkı aslında mesajını resmi kurumlara bir şekilde ulaştırdı.


"Kadın bir yen severse, kendini orada güvende hissederse o iş tamamdır. Erkekler anladığından değil, etkilemek için oradadırlar. Tasarımı kadın ihtiyaçlarına gore yaparsan kazanırsın. Gezi parkı da bir kadın hareketidir. Bu yüzden başarılı olmuştur. Gelecekte kadın tasarımcıların yükseleceğini göreceğiz, özellikle peyzaj ve aydınlatmada kadın dokunuşunu arıyorum. Kadın tasanmcılar ve mimarlar çok maskülcn bir eğitimden geçtiler bugüne kadar. Bu değişecek. Süslü püslü çiçekli leminenlikten bahsetmiyorum. Patricia Urquiola, Kazuyo Sejıma gibi isimler ve onlarn tasarima getirdikleri bakış açısı gelişip yayılacak."






Fotoğraflar