Taraf Gazetesi ekim'13

Taksim politik lanetinden kurtulsun

Avcıoğlu, Kadıköy Meydanı’ndaki tuvaletlerden Beşiktaş Balık Pazarı’na, Türkiye Kiev Büyükelçilik binasına kadar birbirinden farklı mimari projede imzası bulunan ödüllü bir mimar. GLOBAL Architectural Development (GAD) ofisinin de kurucusu olan Avcıoğlu ile Taksim Yayalaştırma Projesi, Topçu Kışlası, Tarlabaşı Projesi ve AKM restorasyonu üzerine konuştuk. Mimarlık ve şehirciliğe faklı bir soluk getirmek için "İmar yönetmelikleri yakılıp yeniden yapılmalıdır” diyen Avcıoğlu’yla söyleşimize Topçu Kışlası projesine dair konuşarak başlıyoruz.

TOPÇU KIŞLASI KEŞKE YIKILMASAYDI AMA YIKILDI

Her bina yapıldığı döneme ait değerler taşır. Hele 100 yıllık bir yapı bunu ziyadesiyle barındırır. Bir kere asıl olan yıkmamak, korumaktır. Ancak yıkılmış bir yapıyı yeniden aynı unsurlarla yapmaksa gerçekten zor bir konu. O dönemin ruhunu yeniden yakalamanız çok güç. Biliyoruz ki çeşitli nedenlerle o bina cezalandırılmış ve yıkılmış. Bir binanın sebep ne olursa olsun cezalandırılıp yıkılması zaten yeterince anlamsız. Öte yandan aynı şekilde ısrarla yeniden yapmak istenmesi de o derece anlamsızlaşıyor. Bir kere yüklediğiniz o anlamı bile aşırı zorlamış oluyorsunuz. Topçu Kışlası projesi her şey bir tarafa sırf bugünkü itirazlar nedeniyle yapılamazdı. Bu "itirazın inşası” bence Cumhuriyetin en önemli kazancı, ilk defa oluyor ve bu elde edilen bir binadan daha değerli. Kıymeti bilinmeli. Hep söylediğimiz gibi bu bize gösteriyor ki kenti kullananlar kararlara katıldıkça kent bilincinin, sahip çıkmanın güzelliği ortaya çıkacak. Tam da bu sebeple mahalle komiteleri, kent komiteleri, kent konseyleri kurulmalı. Neredeyse bütün kentsel, kamusal projeler ortak kullanım alanlarına ait projeler, değişik birimlerden oluşan bu komitelere çıkmalı, görüş alınmalı. O gün için gereklilik, yapmak bile olsa toplumsal vicdan izin vermeden yapılmamalı. İstekler, beklentiler doğrultusunda yeniden düzenlemeler yapılmalı. Üstelik Topçu Kışlası bir köprü, yol, hastane, kütüphane kadar gerekli bir bina değil. Keşke yıkılmasaydı, ama yeniden yapacağız deyince zihinler daha da geriye gidiyor ve politik kamplaşmalar oluşuyor. Taksim nasıl olmalı, bu halinden kurtulup nasıl mantıklı, keyifli, yararlı bir yer olur? Önce fikir proje yarışmalarıyla sonra daha ciddileşecek projelendirme yarışmalarıyla adım adım ve toplumsal ara görüşler alınarak ilerlenmeli. Taksim politik lanetinden kurtulmalı, bu olmadıkça Taksim için yararlı bir şey yapılamaz.

RESMİ KORİDORLARDA HAZIRLANAN PROJE

Taksim Yayalaştırma Projesi bu haliyle oldukça özensiz, katılım olmadan resmi koridorlarda politik kaygılarla hazırlanan bir proje olarak duruyor. Üzülüyoruz, bu kaygılara gerçekten hiç gerek yok. Motorlu araçlar icat edilmeden önce oluşturulmuş şehirlerde, yayalarla motorlu araçlar arasında doğal olarak her zaman bir problem vardır. Mesela Roma’da da, Paris’te de buna benzer problemler var elbette, ama oluşturulmuş kabuller ve çözümler var. Ve bu çatışma hep olacak. İstanbul’un köklü, eski mahallerinde de bu sorun elbette var. Fakat hangi yöne doğru bunu kullanacağız? Arabaların her noktaya girip çıkmasını sağlamak yönünde mi hareket etmeliyiz, yoksa şehri kullanma konusunda farklı senaryolar mı geliştirmeliyiz? Bunu kararlaştırmak gerekir. Bu anlamda değerlendirecek olursak Taksim Yayalaştırma Projesi, yayalaştırma problemini de araçların trafik problemini de kısa zamanda rahatlatır görünse de uzun vadede çözemez görünüyor. Toplu taşıma kültürünün inşası üzerine gitmek lazım, metro bu anlamda çok ciddi bir kurtarıcı ama ortak kullanım kültürünün gelişmesi ile beraber ilerleyecek olduğunu unutmayalım.TARLABAŞI’NI YOK EDEN 6-7 EYLÜL OLDU

İstanbul’un kozmopolit yapısını yok eden şey 6-7 Eylül olaylarıydı. Ve en başta oraları inşa eden insanların yerlerini terk etmesine yol açtı. Büyük çöküş oldu ve oradaki ahali değişti. Tarlabaşı’nı meydana getiren sahipleri orada yoklar ve bu İstanbul’un en büyük problemlerinden biri. 6-7 Eylül olaylarından beri orası kendini kaybetmiş bir yerdir ve hâlâ kendini bulamamıştır. Orası yaralı bir yer. Şu anda gerçekleşecek olan şey bir dekor değişiminden ibaret. Orada oturanları oralı sayamayız. Ben bu anlamda da bir çalışma yapılmasını tavsiye ederim. Kentin hafızası yönünde. Aksi takdirde yapılan kentsel dönüşüm çalışması bugünün mimarlığında ve iş sektöründe geldiğimiz kötü bir dönemi işaretleyecektir.

HAYATI TAKİP ETMEYEN YERLER

Özellikle İstanbul üzerinde düşünürken Türkiye genelinde düşünmemek şart. Hem buranın kendine has özelliklerini ve yaklaşımlarını koruyarak hareket etmeye çalışmak gerek, hem de bütün Türkiye’nin gereksizce yükü bu şehirde olduğunu göz önünde bulundurmak. Mevcut imar yönetmeliği uyarınca sistemler yapmaya çalışırsak sonuçta birbirinden kopuk, hayatı takip etmeyen yerler meydana gelir. Bugünkü belediyelerin çaresizce mahkûm kaldığı yönetmelik böyle işte. Geleceğe kalacak olan şey ise imar planları değil iyi binalardır. Mimari gayrimenkul değil kendinden menkuldür. Sadece gayrimenkul üzerinden hareket edersek bugünkü birbirinden kopuk ruhsuz yapılaşmayı elde ederiz. Bunlar da bir şehir meydana getirmezler.

TAKSİM’DE BAROK BİR OPERA BİNASININ GEREKLİLİĞİ NE

Topçu Kışlası için söylediğim şeyi Atatürk Kültür Merkezi için tersten söyleyeceğim. Var olanın eksikleri var, fakat orada bir milli servet var. Bu tür yapıların yorulan iç düzenleri hatta belki bazı bölümleri belli bir süre sonra yenilenmeli. Öte yandan ben, iç düzenini dışından daha çok beğenirim. Döneminin önemli özelliklerini taşır. Dolayısıyla tümüyle yık-yap politikası çok doğru değil AKM için. Yık-yap politikası, İslami gelenekten çok Şinto geleneğine benziyor. Ne yapmak istiyoruz, Taksim’de barok bir opera binasının gerekliliği nedir? Barok operayla Taksim arasındaki bağ nedir? Orada bir bina varken yıkıp da yerine yeni bir şey yapmanın toplumu fazlasıyla ilgilendiren bir karar olduğunu düşünüyorum. Bu denli hassas bir konu seçilmiş yönetici kesimin kişisel zevk ve kararlarına bırakılmamalıdır.

KADIKÖY TUVALETİNİ GÖRMEYE GELENLER VAR

Kadıköy yeraltı tuvaleti, bir park düzeni içerisinde Kadıköy belediyesi tarafından yap işlet metoduyla yapıldı. Duyarlı bir işletmecinin girişimiyle ve onun desteğiyle inşa edildi. 1998 yılında en iyi yapı ödülünü aldı ve tescil edildi. Birçok yerli ve yabancı kitap ve guide içinde yer aldı. Sadece görmek için bile değişik ülkelerden mimarlık öğrencileri geliyor. Marmaray projelendirilirken yıkılması gündeme geldi, itiraz ettik ve Yapı Merkezi anlayış göstererek projede değişiklik yaptı. Arkitera’nın da bu konuda tarifsiz bir desteği oldu. Bu şehir böyle. İnşa etmek kadar korumak da gerekli. Bugün hala yatırımcı ve işletmecisiyle gerekli değişiklik ve yenilemeleri birlikte yapıyoruz.

ZAMANLA SUÇ BÖLGESİNE DÖNER

BİR başka büyük problem ise bakım sorunu. Zamanla bakım bile yapılamaz hale gelecek olan bu binalar daha düşük gelir seviyesindeki sakinlere kiraya verilecek veya terk edilecek. Sonra da suç bölgeleri olacaklar. Oysa konut olarak değil de bir yaşama bölgesi, bir şehir, bir kasaba olarak ele alınmalılar. Nüfus yoğunlukları, özellikleri, ihtiyaçları öyle çünkü. Temel olarak konutlarla günlük alışverişin, ticaretin koptuğu alan yaşamaz. Ekmek almaya 500 metre yürünmez. Şunu söylemek istiyorum, altları dükkân olmayan apartmanlar, şehri meydana getirmezler. Aralarına girilemeyen, dolaşılamayan sokaklar ölü doğarlar.

BEŞİKTAŞ BALIK PAZARI İMECE USULÜYLE YAPILDI

SON zamanlarda alışveriş merkezlerinde ve büyük marketlerde bile balık reyonları var. Eski balık pazarları lezzetinde değil tabii ama hijyen, sunum, çeşit önemli. Balıkçı esnafı değişen koşullar gereği daha hijyen ve fonksiyonel bir tezgâh düzeni ve çözüm istedi. Ortaya Beşiktaş’taki bu proje çıktı. İmece usulüyle yapıldı; Beşiktaşlı restoranların, esnafın ve vatandaşın katkısı var. Özellikle de Beşiktaş Belediyesi’nin ve Başkanın desteği var. 2008’de yapıldı, yüksek performansta kullanıldı. Daha sonra Başkan’dan rica ettik, bu sefer iç yerleşim düzenini yeniden ele alarak düzenlenmesine destek verdi. Bizden yetişmiş ama artık bağımsız olarak çalışan mimar Serkan Cedetaş, bütün detaylarla tek tek uğraşarak aslına göre yeniledi ve güncel kullanımlara yönelik yenilikler ekledi.

SIFIRDAN BAŞLAMAK LAZIM

Sanırım kötü mimari, kötü şehircilik son demlerini yaşıyor. Tek tek binalar özenli inşa edilse de biraraya geldiklerinde ruhumuzu okşayan bir kompozisyon oluşmuyor. Temelde bizim şehircilik açısından sıfırdan başlayarak arabaya, yayaya binaya ne kadar yer ayıracağımız konusunda bir takım konsensüsler oluşturmamız lazım.

ANADOLU YAKASI TAM BİR YATAKHANE

KENTİN hızla büyümesi ile gerekli kentsel dönüşümler diğer yakada da oluşuyor. Anadolu yakası bir kenti meydan getiren unsurlar olmadan sadece yüksek yoğun konut düşüncesiyle hareket edildiği için dönüşe dönüşe tam bir yatakhaneye dönüştü. Yatmadan yatmaya gidilen bir şehir parçası. Şimdi de bütün bunlardan kopuk finans merkezleri oluşturulacak, girilemeyen derebeyi konut alanları, içinden geçilemeyen finans merkezleri… Bu, iki kıtayı; konutla ticareti ve kültürü birbirinden daha da uzaklaştıracak. Tabela şehirciliği diyoruz buna. Bu yakada otur bu yakada çalış.

RUHSUZ KONUTLARIN TOKİ’Sİ

TOKİ konutları, hepimizin bildiği gibi daha iyileri yapıldığında, bir dönem sonra dinamitle indirilecek olan sosyal konutlar olmaktan öteye geçemedi. Şehrin uzaklarında yolu bile olmayan yüksek noktalarda bir öbek; birbirine tarifsizce bitişik, apartman siteleri. Bütün Anadolu şehir giriş ve çıkışlarında bu tarz oluştu. Özellikle İkinci Dünya Savaşı döneminde çok inşa edildi bu yapılardan. Çok yapıldı ve çok yıkıldı. Aynı hataları göz göre yineliyoruz. Bu yapılar gecekondularla mücadele etmek üzere yapılmış sosyal konutlardır ve günü kurtarmak üzerine yapılmıştır.

Fotoğraflar