Best _Autopia 09-2010

 GÖKHAN AVCIOĞLU İLE RÖPORTAJ

Türkiye yapı sektörü hakkında görüşleriniz nedir? Özellikle etkin olduğunuz New York ile kıyasladığınızda tespitleriniz neler?

Türkiye mimarlığın geliştiği, doğduğu ülkelerden biri. Bu bölgede yaşamış eski medeniyetler çok eski zamanlarda, kanalizasyon bağlantıları. su bağlantıları gibi çok ciddi altyapılar oluşturmuş. Arkeolojik bulgularda ortaya çıkan yapılara ve niteliklerine hala şaşırıyoruz. 3500 yıl önce bütün kentin birbirine pis su ve temiz su bağlantıları olduğunu bilmek, böyle bir şehirde yasamak, böyle bir ülkede yasamak çok etkileyici. Ama özellikle son 100 yıldır, bu konuda öncülüğümüzü kaybetmiş durumdayız. Bu topraklarda yaşamış medeniyetlerden çıkmış formüller varken, bütün dünya da bu formülleri kullanırken biz kullanamıyoruz.


Neden kullanamıyoruz?

Mimarlık gibi meslekler konuştuğumuz dille doğrudan bağlantı içinde.O dönemin mimarisi Farsça. Arapça ve Osmanlıca dediğimiz bir dille anlatılıyordu. Fakat Osmanlı'nın ardından eski sözcüklerin Türkçeden çıkması mimari literatürün anlaşılmasını zaman içerisinde iyice zorlaştırdı. Bu bir kopuştu. Ayrıca, eski dönemlerde bu topraklarda mimarinin gelişmesini sağlayan birçok etnik grupla da kopuşlar oldu. Tüm bilgi ve birikim böylece geçmişte kaldı ve günümüze aktarılamadı. Daha sonra da bu hızlı üretmek adına kötü yapılar üretildi.


Sektörün bugünkü gidişatı ve geleceğini nasıl görüyorsunuz peki?

Bugün çok daha iyi... Ama daha yeni başlıyoruz. 2000 den itibaren bir sentez dönemine girdik. Bizim de özellikle yapmaya çalıştığımız şeylerden bir tanesi bu. Yeni arşivler oluşturmak. Bunun için eskilere ilişkin araştırmalar yürütüyoruz. Bu konu üzerinde çalışan bir araştırma bölümümüz var. 5 kişilik bir ekip.Bu ekip güncel projelerle ilgilenmek yerine. 8500 yıllık mimarlık tarihiyle ilgili çalışmalar yapıyor.


Disiplinler arası koordinasyon konusunda neler söylersiniz?

Türkiye'nin sıkıntı çektiği konulardan biri de takım çalışmalarına olan ilgisizliği. Türkiye'de iş dünyasında daha çok aile şirketlerini görüyoruz. Profesyonelleşme, kurumsallaşma gibi kavramlar henüz yeni yeni gelişiyor. Daha çok "Küçük olsun benim olsun" anlayışında. Akdeniz kültürünün hakim olduğu bir ülke burası. O yüzden bu bölgede çok devlet yıkılır, çok devlet kurulur. Fakat günümüzde bu anlayış değişiyor. Disiplinler arası bağ giderek zorunlu hale geliyor. Mimarlık başlangıçta tüm disiplinleri kapsayan bir meslekti. Fakat 20. yüzyılda bir parçalanma yaşandı. Tıpkı Babil Kulesi gibi.
Mühendislik, peyzaj, sanat hepsi mimarlık içinden çıktı ve ayrıldı. Eskiden, Rönesans'ta bunun hepsini yapan hep tek bir adamdı. Simdi bu parçalanmanın ortaya çıkardığı sonuçlardan memnun değiliz.


Enerji verimliliği, ekolojik bilinç günümüzün en çok tartışılan kavramları. Yeşil bina konusunda Türkiye nerede?


Herhangi bir ürünün üretilme şekli, üretildiği yer, çocuk işçi kullanıp kullanmamasından tutun o çevreye. coğrafyaya verdiği zarara kadar her etki ekoloji ve sürdürülebilirlik konusunu ilgilendiriyor. Örneğin, eskiden Dersaadet diye geçen, bugünkü Kağıthaneyi simdi yeniden kazanmaya çalışıyoruz. Bu bölgede önceden ortadan bir dere geçiyordu. O dere artık yok. üstü kapatıldı. İstanbul'un üstüne beton döküp kapatılmış bir sürü deresi var. Bu dereler önce tüm kanalizasyon şebekelerinin kendilerine bağlanmasıyla kirletildi. Sonra kokmaya başladı. Ardından da bu dereler kokuyor diye kapatıldılar. Burada bir bilinç krizi, temel bir zihniyet sorunu var. Yeşil binanın niye gerekli olduğunu konuşmaya buradan, bu dereleri kapatan zihniyetleri sorgulayarak başlamak lazım. Ekolojik anlayış buradan başlıyor çünkü, önündeki dereyi kirletmeyeceksin. Sonuçta böyle bir ekolojik yaklaşımı geliştirmek için ciddi bir uzmanlığa sahip olmaya gerek yok. Ekolojik anlayışın gelişmesi için çok basit iki temel soru var. Bir; işi biten bir ürünü nasıl yok edeceksin? iki; yok edilemeyen bir ürünü üretecek misin üretmeyecek misin? Ekolojik bilinç bu sorulara verdiğimiz cevaplarla başlıyor.



Fotoğraflar